Türkiye’de yasa dışı ve kaçak biçimde bulunan yabancı kitlelere ilişkin olarak, Türk millî menfaatlerinin ve Türk varlığının korunmasını esas alan yayın ve açıklamalar nedeniyle,

Herhangi bir somut ve hukuksal temele dayanmaksızın yöneltilen isnatlarla yargılamaya tabi tutulan Erdi Can Çelik ve Ömer Can Yetimoğlu hakkında, Ankara Asliye Ceza [43’üncü] Mahkemesi’nde görülen ve karar verilmesi ertelenen bugünkü duruşmada vekil sıfatıyla sunulan savunma beyanlarının bazı önemli bölümleri Türk kamuoyunun bilgisine sunulur.

[12] “Mülteciler” adıyla sosyolojik ya da hukuksal anlamda tanımlanabilir bir halk yoktur. Bu kavram, uluslararası hukukta toplulukların değil, bireylerin statüsünü tanımlamaya yönelik teknik bir terim olup, belirli bir etnik ya da ulusal kimliği ifade etmemektedir.

[13] Öte yandan, “Suriyeliler” de Türk vatandaşlarından oluşan Türk halkının bir parçası değil; kendisi ayrı bir halk ve yabancı bir topluluktur.

[14] Bu kişilerin Türkiye’de bulunması, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamında geçici ve istisnaî bir hukukî statüye dayanmaktadır.

YUKK 3/ü’de, “Yabancı: Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan kişi” olarak tanımlanmıştır. Buna göre, Suriyeliler ve mülteciler hukuken “yabancı” sıfatı taşımakta olup, yasada ifade edilen “halk” kapsamında değildir.

[19] …halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu, yalnızca Türk vatandaşları arasında işlenebilir bir suç olup; konusu yabancı olan hiçbir eylem, bu suç türünün kapsamına giremez. Yabancılar hakkında yapılan eleştiri, tepki veya düşünce açıklamaları, bu suçun maddî unsurunu oluşturmadığı gibi, yorum yoluyla suçun kapsamına dâhil edilmesi de olanaklı değildir.

[29] …bu kişilerin bölgesel nitelikte farklılık gösteren bir halk kesimi olduğu da ileri sürülemez. Öncelikle Suriye, Türkiye’nin bir bölgesi değil; siyasî sınırları, egemenliği ve yurttaşlık hukuku Türkiye’den tamamen farklı olan bağımsız bir devlettir.

[29.1] Bu yönüyle Suriye’nin Orta Afrika Cumhuriyeti, Kongo, Uganda, Zimbabwe ya da Ekvator Ginesi gibi herhangi başka bir devletten hukuken farkı bulunmamaktadır. Dolayısıyla Orta Afrika Cumhuriyetliler, Ugandalılar veya Ekvator Gineliler hakkında yapılan bir yorumun TCK 216 anlamında suç oluşturmaması gibi, başka bir devletin uyruğu ve oranın halkı olan Suriyeliler hakkında yapılan değerlendirmeler de anılan suç kapsamında değerlendirilemez.

[37] Tarihsel ve sosyolojik değerlendirmelerde benzer örnekleri “istilacı” olarak tanımlanan, önemli bir bölümü ülkede yasa dışı biçimde bulunan yabancı ve kaçak bir kitleye yönelik olumsuz kanaatlerin varlığı, bu kitlenin toplumda yol açtığı rahatsızlığa karşı sergilenen meşrû ve haklı bir toplumsal tepki niteliğindedir. Bu tür değerlendirmeler tahrik değil, bizzat kitlenin kendi varlığıyla doğurduğu tahrike karşı geliştirilmiş ulusal refleksler olarak görülmelidir.

[38.1] Söz konusu düşünce kanaatleri, Türkiye’de yaşayan milyonlarca bireyin ortak duygu ve toplumsal değerlendirmelerini yansıtmaktadır. Anayasal düzen çerçevesinde, hiç kimse belirli bir topluluğa karşı olumlu kanaat geliştirmeye, onu sevmeye ya da benimsemeye zorlanamaz.

[43] Mütalaada da dolaylı olarak kabûl edildiği üzere, Türkiye’de milyonları aşan sayıda düzensiz yabancının varlığı, yabancılar ile Türk vatandaşları arasında münferit yahut toplu adlî vakıaların meydana gelmesini kaçınılmaz kılmaktadır. Bu durum, söz konusu kitlenin denetimsiz biçimde ülkeye kaçak girmiş olmasının bir sonucu olup, tek başına bireysel paylaşımlar ile ilişkilendirilemeyecek kadar yapısaldır.

[44] …kamu güvenliği açısından bir açık ve yakın tehlike mevcut ise bu tehlike sanığın paylaşımlarından değil; büyük bölümü düzensiz ve kayıtsız olan yabancı bir kitlenin ülkedeki varlığından kaynaklanmaktadır.

Kamu güvenliği açısından ortaya çıkan tehlikenin asıl ve hatta tek nedeni; Türk hukuk düzenine saygı göstermeyen, yıllardır Türklere ait kamu kaynaklarını karşılıksız kullanarak – deyim yerindeyse – “yağmalayan”, kaçarak sığındığı Türklere ait ülkede gittiği her yerde ora halkına karşı saldırgan tutum ve eylemler sergileyen böylesi bir kitlenin mevcudiyetidir.

[45] Söz konusu paylaşım ve açıklamalar yoluyla yapılan ise, yabancı kaçak kitlenin ülkedeki varlığının doğurduğu bu tehlikenin vurgulanması ve kamuoyunun dikkatine sunulmasından ibarettir.

[Beyan] Son bir söz olarak, suç ve ceza değerlendirmesinin idarî bir makamca tesis edilmek yerine mahkemelere bırakılmasının nedeni, sanıkların hakkında verilecek hükümlere tabi olmasını temin etmek değil, aynı zamanda bu hükmün sanık tarafından da adil bir yargılamanın sonucu olarak algılanmasını ve benimsenmesini sağlamaktır.

Böylelikle suç oluşturan eylem cezasız kalmamış olacağı gibi, sanıkların eylemlerinde ıslahı gereken yönler de ortaya çıkartılmış olacaktır.

Bu bakımdan, sanıklar yönünden, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın da her faaliyetin üstünde tuttuğu Türk millî menfaatlerini gözeterek gerçekleştirdiği eylemlerde ıslahı gereken bir konu ve durum bulunmayıp,

Müvekkil sanıklar, Türk ulusunun çıkarları konusunda “inanç ve kanaatlerinin gereği” olan eylemlerde, bugüne dek olduğu gibi gelecekte de duraksamayacaktır.

Burada bir mahkeme önünde hukuken verilen bir savunmadan öte, söz konusu, tarih karşısında sorumlu olunan bir duruştur.